Erzurum üniversite kitabevi'nde şair Cahit Zarifoğlu ölümünün 22. yılında anıldı.
Şair ve yazar Hanifi İspirli, Erzurum Üniversite Kitabevi söyleşisinde Yedi Güzel Adam’ın Şairi olarak bilinen Cahit Zarifoğlu’nu çeşitli yönleriyle ele aldı.
“Biliyorum yaklaşıyorum her an
Biliyorum oruçlu doğar insan
Ölümün iftar sofrasına
Bir akşam en yakın arkadaşımdı
Güle düşen yağmur gibi ölü
Biliyorum ki ölümü de seveceğim
Ölüm sevdiklerimi alıp götürdükçe
Bende ölümü seveceğim
Biliyorum ki ölüm bir gün beni de alıp götürecek sevdiklerime”
Cahit Zarifoğlu, serkeş; dikbaşlı; serâzat; hercâîdir. Övgüye de, kınamaya da, yergiye de aldırmaz; doğaçlama söyler ve yazar. Cahit Zarifoğlu, sanat kuramlarına ve kurallarına, şiir anlayışlarına, eleştirilere itibar etmez. Muhtemel sorunlara ilişkin soruları sorar ve cevaplar; uydu, uymadı gibi kaygıları yoktur. Sanat nedir? Herkesin çok ciddiye aldığı, tartışıp durduğu bu soruyu sorar, ardından da bu soruyu aptalca bulduğunu söyler. Rezonansa girmemek gerektiği konusunda da uyardıktan sonra, dilinin o en yalın hâliyle cevabını verir: “Evet, sanat ve şeriat noktasına geldik. Açık iki kapı. Sanat, bu iki kapıdan aynı anda geçilebiliyorsa sanattır bizim için. Başka türlüsü de sanattır belki ama onların sanatıdır o. Bizce makbul olmaz. Onlar guddelerin marifetlerini çok sanatkârane anlatabilirler mesela. Demek ki şeriata uygun sanat ve şeriata uygun eleştiridir aslolan. Henüz hiçbir detayı üzerinde bilinçle durmadığım fevkalâde güzel ve güven dolu bir yargı bu.”
Şair ve yazar Hanifi İspirli Cahit Zarifoğlu’nun şiir ve sanat dünyasında önemli bir yere sahip olduğunu belirterek şunları söyledi. ‘Cahit Zarifoğlu sevgisi ve adı, sanat ve edebiyat dünyamızda düşüncelerinden, sanat anlayışlarından daha çok şiiri ve şair tavrıyla var olan bir insandır. Dört şiir kitabıyla 1950 sonrası modern Türk şiirinin en önemli bir şairi olarak hem kendisinden önceki hem de kendisinden sonraki şairler, eleştirmenler tarafından dikkate alınmış, hatta yol açıcı olmuştur. Bugün rahatlıkla bir Cahit Zarifoğlu Şiiri’nden sözedilmekte ve bu şiir ‘keşfedilmeyi bekleyen bir kıta’ olarak tanımlanmaktadır. Şiirinin poetikasına ilişkin konuşan, yazan, poetik tartışmalara giren, bu konuda teorik bir poetika kurmaya çalışan bir şair değil Cahit Zarifoğlu. Bununla birlikte kendisiyle yapılan söyleşilerde, Yaşamak’ta, Mavera dergisinde gençlerin şiirilerini değerlendirirken yazdıklarında şiir anlayışına ilişkin ipuçlarını, yaklaşımlarını bulmak, hatta bütünüyle çıkarmak bile mümkün. Bu bağlamda Yaşamak’taki şu cümleleri onun şiir anlayışını vermesi açısından önemlidir: “Çoğukez şiirin şairden bağımsız olduğunu düşündüm. Bu nedenle olacak şairliğime hiç sahip çıktığım olmadı. Yazdığımı şiirlerle ilgili sorularla karşılaştım mı çok rahatsızım. Gide gide her türlü şiir sorusuna kızıyorum. Nerdeyse ‘dokunmayın şiire’ diyeceğim. Çünkü şiir yaptığımız bir şey değildir. (ah, bütün eşya öyle değil mi?) Şiir kendisi var. Bir rastlantıyla değil, tersine özel bir iradeyle çıkıyor yeryüzüne. Barajdaki su, kendine bırakılmış kanallardan akar…
Şair ve yazar Hanifi İspirli Cahit Zarifoğlu’nun Edebi Kişiliği hakkında ise şunları söyledi: ‘Cahit Zarifoğlu’nun en etkileyici şiiri genç yaşta dünyadan göçtüğü şiirdir. Acıklı bir ölümdür Onunkisi, zira iki veçhe itibariyle zaten uzun olmayan fiziki ömüründen daha kısa hayatları bölük pörçük yaşamıştır O, İlkin, Müslüman kişinin dünya hayatına dair artistik tezahürlerini, yarı yaşından sonra da evvelden beri içinde bir töz olarak hep var olan sorumluluk hissini ortaya koymuş, bu yönelimini son kitabı “Menziller”de belirginleştirmiştir. Ne var ki bu seyri izlemeye ömrü yetmemiştir. İkincisi, madalyonun öteki yüzüdür. Döneminde şiirdeki yapı modellerini bir bakıma alt üst eden güçlü şiirleri ona yazdıran iç-çelişkiyi bu kıvamındaki hamuru heba etmek zorunda kalmıştır. Dünyasında, fırtınaların yerini bazen seyrek bir esinti, bazen de kıyasıya çöl dinginliği almıştır. Şiirin nazariyatına dair fazla söz söylememiş, sorulan sorulara belki alaycı, belki kırıcı cevaplar vermiş olmasıyla, Onun yazılır çizilir (bilinebilir) bir poetika ve üstünde şairaneliğe dair bir emare taşımadığı anlamı doğsa da gerçek öyle değildir. Zarifoğlu mütevazıdir, görev ehlidir, safiyane çocuksu hisler taşıyan bir adamdır Zarifoğlu. Lise yıllarında hastanede yatan bir arkadaşının yanında günlerce refakatçi olarak kalmış bir adamın, henüz tanışmadığı, o zamanlar ünlü bir şair olan Cemal Süreya’ya telefonda : ”Cemal, seninle buluşup görüşelim.” Diyen bir adamın sevdiklerine olan muhabbetini başka nasıl açıklarız bilemiyorum. Sonuç olarak Ahmet Cahit Zarifoğlu, kendi şiirini, insandan ve eşyadan çıkabilecek en doğal ses olarak yaşatmıştır. Değerlerini, aşklarını, tabiatı, kısaca her şeyi ama her şeyi şiirinde eğip bükerek onlara sağlamlık ve dinamizm kazandırmış bir ustadır. Meyvesi kökünde olan “Oradaki Adam”, başını bilerek köküyle aynı hizada tutmamıştır, bizler başının etrafında bulduklarımızı Onun zannederek belki de yanılıyoruzdur. dedi…
08.06.2009:CESİM İLHAN