Erzurum Kültür, Sanat, Siyaset Gazetesi

Erzurum Kültür, Sanat, Siyaset Gazetesi

Yazarlarımız

Muammer Cindilli
Muammer Cindilli
M. Çetin Baydar
M. Çetin Baydar
Vedat Eğilmez
Vedat Eğilmez

EKONOMİ

doviz_imkb_altn_erobond-joomlatime.com
Vedat Eğilmez tarafından yazıldı   
Salı, 09 Haziran 2009 19:28




Bu Kadar Yıkma Planı İçerisinde, Memur Olmanın

SöyleyemezliğineYenilmemenin Getirdiği

Yeni Bir Dil Anlayışı ve Çok Milletlilik

 

 

 

“Kadınların hiç giyinmediği bir çağda

Genç kızlar fotoromanlarda pazarlıyorlardı kızlıklarını

Bulvarlara kapanmış en çok iç çamaşırı satan mağazalar

Bir otomobil yürür.

Bir kız, anlamsız anne olur bir kadın

Kahkaha yükselir bir pencereden…

 

 

Yalnız bulvar diyorsam yol anlama

Çünkü sana varmaz bir ucu.

Beklemek dedimse sevmek demektir bil.

Vitrin dedin mi gözlerin gelir aklıma.”

 

 

Hatırladığım kadarıyla yazdım şiiri. Şairi de kimdir bilmiyorum. Yıllar önce, kendisine çok şey borçlu olduğum ve bir o kadar da sevdiğim değerli hocam Nevzat Can’ın (Atatürk Üniversitesi Felsefe Bölümü) odasında görmüştüm. Boğuk sesiyle çok da güzel okumuştu hocam…

 

 

Artık bir şeyler söyleyebilmek için hitap ettiğiniz kesim tarafından anlaşılan ama başkaları tarafından anlaşılamayan, yani başkaları tarafından her şey yolundaymış gibi anlaşılan bir dil oluşturmak zorundasınız. Ülkemizde birçok grup, cemaat ve dernek böyle bir dille konuşur ve yazar. İçinde yaşadığımız dünya en çok hangi kesimin özgürlüğüne müdahale etmişse bu ve benzeri tepkiler ortaya çıkarmıştır. Bu dil oluşumunun Türkiye’de en çok Müslüman kesimde oluştuğunu söyleyebiliriz. Onlar bulvar dedi, resmi kaynaklar yol anladı ama asıl muhatap bildi, beklemek demenin sevmek demek olduğunu. Böylece bir gelenek devam etti. Bir ilmi tarihiyle kavuşturabildiler.

 

 

Dil, bir toprak parçası üzerinde kendisini konuşan insanları bir millet yapma yoluna gider her zaman. Oraya doğru akar. Ama her nedense bu ülkede bu gerçekleşmedi. Her on senede bir dile yapılan siyası müdahaleler, bir takım yasaklardan dolayı oluşturulma yoluna gidilen yukarıda da bahsettiğim lokal dil ve halk arasında konuşulan dil uyuşamadı ve millet olamadık. Daha doğrusu millet olamayışımıza katkıda bulundu. Türkiye’de, bir takım bölgelerde Lazca, Gürcüce ve Kürtçe konuşulması tek millet olma amacına bir tehlike oluşturmuyor. Onlar Türkçenin Lazcası, Gürcücesi, Kürtçesi… Dünyadaki benzerleriyle hiç biri anlaşamıyor zaten. Millet olma yolunda önümüze çıkarılan en büyük engel nerdeyse her on sene de bir Türkçeye yapılan güçlü müdahaleler olmuştur. Türk Dil Kurumu değişen iktidara göre şekil almış bilimsellikten uzaklaşmıştır. Bazı yayınevleri kendilerine ilginç dil anlayışları benimsemiş ve hatırı sayılır mevkileri tutmak suretiyle etki alanlarını artırmışlardır. İDEA yayınları mesela… Aziz Yardımlı’nın çevirilerini kolay anlaşılmaz. Varlık yayınları… Şiirler hariç dergisindeki yazıların hiç birinde Osmanlıca bir kelimeye rastlamanız mümkün değildir.

 

 

Arapça ve Farsçadan dilimize geçmiş kelimeleri atmak dile sahip çıkmak şeklinde algılandı. Tanzimat’tan günümüze kadar akla ne kadar ilginç uygulama geldiyse hepsi yürürlüğü konuldu. Millet olamadık. Bunların yapılmasındaki maksat zaten bizim bir millet olmamızın istenmemesiydi. Başarılı da olundu.  Yakında ülkenin toprak bütünlüğü hususunda referandum söylentileri başlar. Bu kadar farklı millete, bütünleşmiş bir toprak parçası olmaz değil mi?

 

 

                                                                                                                                               Vedat Eğilmez

 

 

 

 

 

Diğer  Yazıları İçin Tıklayınız.

 
 
Joomla 1.5 Templates by Joomlashack
Gazeteler